Ulusal bağımsızlığını Bashar El- Khoury’nin mahkûmiyetinin bittiği gün olarak kabul ederken, tam bağımsızlığını 1946’da kazanan Lübnan, 1948’de Israil devletinin kurulmasıyla ilk büyük toplu göçünü aldı. Devlet yapısının mezhepsel ağırlıklara bölünmüş olmasından dolayı Lübnan’da, 1950’lerin sonuna doğru Soğuk Savaş’ın da etkisi altına girmeye başlayan Ortadoğu konjonktüründe, ülke içindeki mezhepler arası gerilimler arttı. 1952 Nasser devrimiyle gücünü kazanan anti-emperyalist Arap sosyalizmi ve Pan-arabizm üzerine kurulu Nasserism ideolojisi etkisini tüm bölgeye yayarken, Lübnan’ın kırılgan devlet yapısı çok daha hassas bir dengede kendini muhafaza etmeye çalışıyordu. Bu durumdan nasibini alan Lübnan’da 1952’de Sosyalist Cephe Bechara Khalil El Khory’yi istifaya zorladı ve başkanlığa Camille Chamoun (1952-1958) getirildi. Fakat Chamoun döneminde de Lübnan, Filistinli nüfusun yarattığı ağırlık, Nasser’ın 1958 devrimiyle Mısır’da başa geçmesiyle büyüyen Arap milliyetçiliğinin büyüttüğü dalganın da etkisiyle ülke içi sosyal dinamikler iç savaş tehdidi altında ayakta kalmaya çalışıyordu. Mezhepsel temsilin orantısız dağılımı, bu tehdidi daha da büyütüyordu. Mısır’la yaşanan Süveyş krizini (1956) takiben büyüyen 1958 Lübnan krizi, Eisenhower’ın direkte ettiği Blue Bat Operasyonu ile bastırıldı, Chamoun yerine Fouad Chehab geçti.
Fouad Chehab (1958-1964) başkanlığı Mısır ve Suriye’nin kurduğu Birleşik Arap Cumhuriyeti’nin 1958’den 1961 Suriye darbesine kadar yaşadığı döneme denk geldi. Toplumsal tansiyon hala yüksek olsa da ülke içerisinde, Chehab; asayişi sağlamayı başardı bu sayede, modern devlet kurumlarının inşası için reformlar uygulamaya koydu, Lübnan Merkez Bankası’nın kuruluşunu gerçekleştirdi Lübnan daimî ordusunun inşasını başlattı. Reformları ve kurumların inşası, yabancı müdahalenin iç meselelere karışmasını başarıyla kısıtlaması, hükümete ve ulusa getirdiği istikrar ve 1961 darbe girişiminin bastırılmasındaki başarıları Lübnan’da Chehabism’in doğmasına vesile oldu. Başkanlık süresinin ikinci döneme uzatılması için Temsilciler Meclisi’nde anayasa değişikliği önerilmesine rağmen, Chehab 1964’te görevinden ayrıldı.
Yerine gelen Charles Helou (1964-1970) döneminde Arafat liderliğindeki Filistin gerilla hareketi güç kazanmaya başladı. 1967’de başlayan 6 gün savaşından sonra Ortadoğu’da bölgesel dengeler tamamen değişti. Israil galibiyetiyle sonuçlanan savaş, aslında Lübnan’daki iç savaşı başlatacak dönemin de başlangıcı oldu. 1948’den sonraki ikinci büyük Filistinli akını 1967 savaşından sonra oldu ve ülkenin demografik yapısı büyük ölçüde değişti. Zamanla Lübnan’daki el-Fetih hareketi baskın güç haline geldi ve Filistin Kurtuluş Örgütü’ne katıldı. Kasım 1969'da Filistinliler ve Lübnan ordusu arasında yaşanan bir dizi çatışmanın ardından Lübnan hükümeti iç ve dış baskılar altında Kahire Anlaşması'nı imzalamak zorunda kaldı. Bu Anlaşmanın ilk etkileri askerî açıdan FKÖ’nün elini özgürleştirmek ve Filistinlilere çalışma hakkı da dahil olmak üzere birçok önemli sosyal hakkın tanınması oldu. FKÖ, ülkedeki Filistin toplumunun işlerini yönetme sorumluluğunu üstlendi. Arafat, Filistin Kurtuluş Örgütü yürütme komitesinin başkanlığına seçildi. Ürdün’deki Kara Eylül 1970 olayından sonra Lübnan’daki Filistin nüfusu daha da büyüdü ve Lübnan nüfusunun neredeyse 35% ini oluşturur hale geldi. FKÖ’nün güç merkezi Lübnan’a taşındı. Fakat bu durum, zaten mezhepler arasındaki siyasi güç savaşı arasında gittikçe sıkışan Lübnan’ı daha da kutuplaştırırdı ve ülke, FKÖ varlığını destekleyenler ile karşı çıkanlar arasında bir bölünmeye gitti.
1975’te Filistinli mültecileri taşıyan aracın Maruni Kilisesi önünden geçmesine Falanjistlerin engel olmasıyla başlayan ve alevlenen çatışma, çok kısa sürede iç savaşa dönüştü. Lübnan Ulusal Direniş Cephesini; Filistin Kurtuluş Örgütü safında yer alan Pan-Arap gruplar, Lübnan Komünist Partisi, Amal Hareketi ve İran Devrim muhafızlarına bağlı çeşitli gruplar oluştururken, karşılarında Bachir Gemayel’in liderliğindeki Falanjistler, Camille Chamoun liderliğindeki Lübnan Cephesi ve Hristiyan milis grupları yar aldı. Falanjistler ’in 1976’da Tel al-Zaatar kampındaki Filistinlileri katliamından sonra 1978’de Israil de Lübnan’ın güneyini işgal ederek savaşa dahil oldu, Hıristiyan milislerin İsrail kontrolündeki Sabra ve Şatilla mülteci kamplarında yaklaşık 1.000 Filistinliyi öldürmesi (1982) üzerine; çok uluslu- ABD, Fransız ve İtalyan barış gücü ülkeye geri döndü, ilk intifadanın başlangıcı böylece ateşlenmiş oldu. (1987-1993)
Bu süreçte 1979’da Iran ’da Humeyni’nin Şah rejimini yıkarak devrimle başa gelmesi bölgenin jeopolitik dengelerini çarpıcı bir şekilde sarstı ve yeni bir dönemin de başlangıcı oldu. Devrimden sonra Lübnan’da sonra Şii hareketi güç kazandı. Değişim Lübnan’daki Amal hareketinden bir grubun ayrılmasının ve 1982’de Hizbullah örgütünü kurmasının önünü açtı, hareket FKÖ safında savaşa dahil oldu. Fakat 1982 yılında Israil’in Lübnan’ı işgal etmesi ve Beyrut’un güney banliyölerine kadar ulaşmasıyla tırmanan savaş, 1990 yılına kadar devam etti. 1990 yılında Arap Birliği’nin arabuluculuğu ile imzalanan Taif Anlaşması, ile 15 yıllık iç savaşı sona erdirdi. Yürütme yetkisini başkandan kabineye devreden bir Ulusal Uzlaşma Belgesi hazırlandı ve daha önce mecliste 6:5 olan Hıristiyan-Müslüman sandalye oranı, üyeler arasında eşit bir denge sağlanacak şekilde yeniden ayarlandı. Savaş boyunca Lübnan Cephesi’nde savaşan Suriye, Taif Anlaşmasıyla, Lübnan'da askeri güç bulundurma hakkını elde ederken- ki Suriye 2005 yılına kadar askeri gücünü geri çekmeyecektir- Suudi Arabistan da Lübnan’ın kaderini değiştiren Refik Hariri'nin başbakan olarak atanmasını sağladı.
Suudi Arabistan’ın masaya oturmasında ve anlaşmaya varılmasındaki başarılı arabulucu misyonuyla Rafiq Hariri Taif Anlaşmasının imzalanmasında önemli bir rol oynadı, akabinde iç savaş sonrası Lübnan’ın ilk başbakanı olarak göreve başladı. Anlaşmayla beraber yeni rejimin vesayeti Suriye’ye geçti, Suriye’nin Lübnan topraklarında ordusunu muhafaza edebileceği karara bağlandı. Savaş; ardında büyük bir yıkım bıraktı, en az 150.000 kişi hayatını kaybetti 100.000 kişi ağır yaralandı ve en az 900.000 kişi yerinden edildi. Ülkenin altyapısı neredeyse tamamen çöktü, mezhepsel siyasi ve sosyal kutuplaşma derinleşerek devam etti. Bu durum Hizbullah hareketinin ivme kazanmasının önünü açtı, öyle ki 1992 yılına gelindiğinde Hizbullah parlamentoda sandalye sahibi oldu. Hizbullah dışında Lübnan’da tüm siyasi gruplar silahsızlandırıldı.
Hariri; savaştan çıkmış bir ülke ekonomisine sahip Lübnan’da izlediği ekonomik politikalarla enflasyonu düşürdü, Horizon 2000 planını devreye soktu, altyapı geliştirme planlarına ağırlık verdi. İzlenen ekonomik kalkınma politikası, yabancı yatırıma teşvik vererek özel sektörün büyümesini tasarlıyordu, fakat bu tercih liberal ekonomik modelin mezhepçi siyasi sistemde yer alan elitler arasındaki rekabetin, buna paralel olarak ülkedeki bölgesel farklılıkların ve sosyal eşitsizliklerin de artmasına sebep oldu. Bu dönemdeki ekonomik gelişim modelinin, 2019 ekonomik krizini hazırlayacağını belki de çok az kişi farkındaydı.
2005 yılındaki Hariri suikastı, Lübnan’daki Suriye karşıtı hareketi ateşledi, Suriye ordusunun ülkeden çekilmesi için baskılar arttı. Sedir Devrimi, sivil direnişin temsili haline geldi; hareketin sloganları olan hürriyet, egemenlik ve bağımsızlık temel olarak 1976’dan beri ülkede konumlanan Suriye birliklerinin geri çekilmesini, bağımsız bir yönetimin yer almasını, Hariri suikastının soruşturulması için uluslararası bir komisyonun kurulmasını ve serbest parlamento seçimlerinin düzenlenmesini içeriyordu. Suriye karşıtı Said Hariri ittifakı, seçimlerde parlamentonun çoğunluğunu kazandı, Başbakan Omar Karami istifa etti. BM Güvenlik Konseyi kararıyla Suriye 2005 Nisan ayında ülkeden geri çekildi.
Diğer taraftan Hizbullah, Sedir Devrimi süresince Suriye yanlısı çok sayıda miting düzenleyerek gücünü merkezileştirmeye çalıştı.2006 yılında Israil’e en ağır saldırısını gerçekleştirdi ve İsrail’in askeri mevzilerini bombalayıp 2 Israil askerini kaçırdı. İsrail, kaçırılan askerlerin kurtarılmasına çabalarken 5 İsrail askeri daha öldü. İsrail, çok gecikmeden Hizbullah’ın saldırılarını savaş sebebi sayarak topyekûn Lübnan’a saldırıyla karşılık verdi. İç savaştan sonra zor bela altyapısını güçlendiren Lübnan, tekrar çok büyük bir yıkım yaşadı. 1 milyon insan yerinden edildi, 2000’e yakın kişi öldü ve 2,8 milyar dolarlık bir maliyetle baş başa kaldı.
Hizbullah’ın böyle bir stratejik karar almasının ve İsrail’in misliyle karşılık vermesinin kendi cephelerinden bakıldığında anlaşılır sebepleri vardı. Hizbullah, Suriye’nin Lübnan’dan çekilmesiyle oluşan güç boşluğunu doldurup merkezileşme ve meşruiyetini kurma çabasındaydı. 11 Eylül sonrası Irak’ta oluşan güç boşluğuyla daha da sıkışan Suriye ve bir yandan bölgesel konjonktürde ABD’nin gözünde daha çok sivrilen Iran varken, Israil de Hizbullah’ı zayıflatacak karşı bir manevra alarak, bölgedeki ağırlığının hissedilmesine çabaladı. Bu savaşın sonunda Israil, Hizbullah’ı açık bir yenilgiye uğratamadı. Bununla beraber, 2006 yılı savaşı sonucunda Lübnan’a Birleşmiş Milletler Barış Gücü’nün (UNIFIL) yerleşmesi İsrail’in müdahale etme olasılığını sınırlandırdı. Fakat, zamanla Hizbullah, ABD-Iran krizinin, öncelikli olarak bölgedeki ve aynı zamanda Lübnan’daki en önemli vekil aktörü haline gelecekti…
2010 yılında başlayan Arap Baharı'nın, Suriye'yi iç savaşa sürükleyeceği öngörülse de sürecin Esad rejiminin galibiyetiyle sonuçlanacağı öngörülemedi. Suriye'deki Tartus limanı, Rusya'nın Doğu Akdeniz güvenlik konseptinde çok önemli bir konuma sahiptir. Suriye rejimi, Arap Baharı’nın ülkede hızla iç savaşa dönüştüğü bir ortamda, Rusya ve İran'ın yanı sıra BRICS ülkeleri Çin ve Hindistan'ın da desteğini arkasına aldı. Suriye, Ortadoğu'nun güvenliği açısından önemli stratejik bir konuma sahiptir ve iç savaşın seyri, bölgedeki çeşitli güç dengelerini etkileyecek kadar önemliydi. Suriye İç Savaşı'nın Lübnan'a yansıyan boyutu, Hizbullah’ın aktif bir şekilde savaşa müdahil olmasıyla başladı. Hizbullah, iç savaşın başlamasını kendi güvenliğine bir tehdit olarak algıladı çünkü silah ve mühimmat akışını Suriye üzerinden sağlıyordu. Bununla birlikte Hizbullah, Rafik Hariri suikastıyla mezhepsel çatışmaların şiddetlenmesinin akabinde 2006 savaşının yol açtığı sonuçların zayıflatılması hedefiyle savaşa dahil oldu. Ancak bu müdahale, Lübnan’ın ulusal güvenliğini tehlikeye attı; Suriye İç Savaşı sonucunda Filistinli ve Suriyeli mültecilerin Lübnan'a akını, mevcut sosyo-ekonomik ve siyasi krizi daha da derinleştirdi. Israil ve Hizbullah arasında devam eden çatışmalar ise ülkenin hem altyapısını kuvvetlendirmesine hem de siyasi istikrar sağlamasına engel oldu.
CEDRE (2018) konferansında alınan kararla Lübnan’a 11 milyar dolar kredi sözü verildiğinde, Lübnan’da bunun karşılığında kamu-özel sektör ortaklıklarını, kamu borcunu düşürmeyi ve kemer sıkma önlemleri almayı taahhüt etti. Bu taahhütlerin arasında 5 yıl içerisinde GSYİH 5% oranında azaltmak da dahildi. Ancak, kamu borcu 55 milyar dolar olan Lübnan’ın2019 yılında borç ödemesinde temerrüde düşünce, yeni hükümet kurma girişimi başarısızlıkla sonuçlandı ve ekonomi daha kötüye giderek bugünkü duruma geldi. Üstüne üstlük 2020 Beyrut limanında yaşanan patlama, Lübnan ekonomisinin çöküşünü daha da hızlandırdı. Gayri safi yurtiçi hasılası gitgide daralmaya devam etti, GSYİH 2020 yılında 20,5 milyar dolara düştü. Bu krizin başlıca sebepleri; sivil savaşın akabinde uygulamaya konulan neo-liberal ekonomik modelin kentsel yapılanmayı odağına alıp yurtdışından finansal akışı çekmeyi amaçlarken, yapılan özelleştirmelerle, mezhepsel siyasi elitlerin maksimum fayda sağladığı siyasi-sosyal ve ekonomik bir düzeni içselleştirilmesi, siyasi istikrarsızlığın ülkedeki sosyal eşitsizlik ve adaletsiz gelir dağılımının daha da perçinlemesi olarak sayılabilir. Tarımsal üretimin gittikçe düşmesi, sağlık hizmetlerinin ise neredeyse durma noktasına gelmesi, devlet kaynaklarının siyasi elitler tarafından kullanılması ve turizm ve gayrimenkul sektörlerinin Suriye savaşıyla beraber durma noktasına gelmesi Lübnan’da ekonomik küçülmeyi hızlandırdı.
Bugün gelinen noktada Lübnan’da döviz rezervleri tükenmiş, Lübnan lirası dolar karşısında 95% oranında değer kaybetmiş ve enflasyon 200% seviyesine varmış durumdadır. Orta sınıf yok olmuştur, ülke beyin göçüyle beraber nitelikli iş grubunu büyük oranda kaybetmiştir ve Lübnan göç aldığı 1,5 milyon nüfusla beraber şu anda modern çağın en ağır ekonomik çöküşlerinden birini yaşamaktadır.
Bu kadar derin bir ekonomik çöküşün içinde olan Lübnan, Hamas- Israil çatışması başladığından beri diken üstünde. Arap dünyasının ilk kadın içişleri bakanı olan Lübnan İç İşleri Bakanı Raya Haffar El Hassan; devam eden çatışmada Lübnan’ın içinde bulunduğu kritik pozisyonu ve olası tehlikeleri şöyle sıralıyor;
“Çatışma devam ederken, ülke içinde 990.000'den fazla kişi yerinden edilmiş ve 90'dan fazla köy etkilenmiştir. Konutların yaklaşık %50'si, tarım arazilerine verilen önemli zarar da dâhil olmak üzere, geniş çaplı altyapı hasarı nedeniyle yaşanamaz durumdadır. Ayrıca, tüm ekili alanların yaklaşık %21'i güneyde yer almakta, bu da ihracat üzerinde önemli etkilere ve geniş alanlara yayılan zeytin ağacı bahçelerinde önemli hasara yol açmaktadır. Güney bölgesinin altyapısı üzerindeki kalıcı etki, 2009 krizinden kaynaklanan ve özellikle 2011 devriminden ve Lübnan'ın Eurobond [CC1] yükümlülüklerine verdiği taahhütlerden sonra daha da şiddetlenen mali ve ekonomik sıkıntılarla birleşerek devam edecektir. 7 Ekim itibariyle GSYİH tahminleri keskin bir düşüş göstererek resesyona dönüşün yakın olduğu sinyalini verdi. Uçuşların askıya alınması, araç kiralama hizmetlerinin, otellerin ve restoranların kapatılması ekonomik gerilemeyi daha da kötüleştirmektedir. 7 Ekim itibariyle GSYİH tahminleri keskin bir düşüş göstererek ekonominin resesyona girdiğinin sinyallerini verdi. Uçuşlar durduruldu, araba kiralamaları iptal edildi, otel ve restoranlar kapandı.
Kamplardaki 200,000 Filistinliyle birlikte, mültecilerin yoksunluk seviyesinin on kat artması ve bireylerin silahlanmaya ya da Hamas'a katılmaya başvurması nedeniyle şiddet riskinin artması bekleniyor. Ayrıca mülteci krizi Lübnan ekonomisine daha fazla yük getirerek sosyal dokuyu tehlikeye atmıştır. Lübnan şu anda bir cumhurbaşkanından yoksundur ve bu da önemli bir siyasi boşluğa neden olmaktadır. Tam anlamıyla işleyen bir hükümet olmadan Lübnan, Gazze'deki sorunlarla birleşen istikrarsız durumunu yönetemez. Yerel paydaşları birleşmeye ve yeni bir cumhurbaşkanı seçmeye teşvik etmek zorunludur. Halihazırda Lübnan'da işleyen tek kurum ordudur. Ekonomik krizin üzerinden dört yıl geçmesine rağmen hükümetin bir ekonomik kurtarma planı uygulama girişimleri başarısızlıkla sonuçlandı. IMF'nin önerdiği plan belirli ön koşulların yerine getirilmesine bağlı. Hükümetin ekonomik iyileşme stratejisi konusunda paydaşlarla uzlaşmaya varması gerekiyor; aksi takdirde iyileşme umudu zayıf kalıyor.”[1]
Israil bir yandan Hamas’ın askeri güç kaynaklarını ortadan kaldırma hedefiyle ilerlerken, bir yandan da Hizbullah ile karşılıklı sınır çatışmalarını sürdürüyor. Güney Lübnan’daki Hizbullah üslerini ve en son Suriye’deki Iran Konsolosluğunu vurmasının ardından, savaş askeri bir çatışmadan ziyade çok yönlü bir güvenlik savaşına dönüşmüştür. Refah bölgesine yapmak istediği kara harekâtı, Mısır’ın sınır kapılarını kapalı tuttuğu ve Ürdün’ün de daha fazla Filistinliyi ülkeye kabul etmeyeceği dikkate alındığında, oradaki sivil Filistinlilere ne olacağı sorusunu da beraberinde getiriyor. Başbakan Netanyahu hükümetine karşı gösteriler, Hamas’ın elinde tuttuğu rehine krizinden bu yana büyürken, seçim çağrısı hükümet karşıtı siyasi gruplar tarafından yineleniyor. “Netanyahu İsrail toplumunu yarı-sosyalist köklerinden uzaklaştırarak daha kapitalist, Amerikan odaklı bir modele doğru kaydırdı. Ağırlıklı olarak aşırı sağcı bir koalisyona liderlik ediyor ve Hamas’ı iki devletli çözüm konseptine karşı bir denge unsuru olarak görmüştü. Yürürlükte bir anayasa olmadığı için Yüksek Mahkeme önemli bir güce sahip ve polis gücü kullanarak protestoların kitlesel gösterilere dönüşmesini engellemeye çalışıyor. Başından beri İsrail'in sadık bir destekçisi olan ve ona mühimmat ve silah sistemleri tedarik eden ABD, veto yetkisi sayesinde İsrail'in eylemlerini durdurma kabiliyetine sahip. Bir Filistin devletinin kurulması olasılığı yeniden tartışılıyor ve İsrail'de yeni bir hükümet liberal değerlere dönüş sinyali verebilir.”[2]
Diğer taraftan, devam eden Rusya Ukrayna savaşında Amerika ve Avrupa Birliği’nin Ukrayna’ya sağladığı desteğin sürekliliği, Avrupa’ya tedarik edilen gazın artık Rusya üzerinden sağlanamayacak olması, bölgedeki Hamas- Israil çatışmasının yıllardır süregiden Filistin sorunu boyutu ekarte edilmeden ama ayrı bir boyutta ele alınarak, BRICS koalisyonuyla gelişmekte olan yeni ekonomik koridorun Amerika ve Avrupa tarafında da acil çözüm projeleri geliştirmeye zorladığı unutulmamalıdır. Bu anlamda, petrol ülkeleri dışında Amerika’nın en yakın müttefiki olan Israil’in 605 milyar metreküp doğal gaz rezervuarı içeren Leviathan doğalgaz sahası üzerinden sağlanacak EastMed projesinde, sınırları içerisinde yer alan ve Lübnan deniz sahasına da kayan alanda üstünlük elde etmek fırsatını yakalamaya çalışacaktır. Bu pencereden Hamas-Israil çatışması okunduğunda, Gazze’nin de henüz keşfedilmemiş doğal gaz rezervlerine sahip olduğu bu projenin BRICS üyeleri dışındaki saf(Amerika, İngiltere, Avrupa koalisyonu) için yeni bir ekonomik koridorun, deniz alanları egemenliği ve kontrolü üzerinden geliştirilme sürecindedir. Rusya’dan sonra en büyük gaz rezervlerine İran’ın sahip olduğu düşünülünce 2015-2016 anlaşmasından Amerika’nın çıkıp İran’a yaptırımlar uygulaması, bir yandan da Suriye ve Çin ekonomik stratejik ortaklığının geliştiği süreçte, Suriye’nin Latakia limanını düzenli bir biçimde Israil tarafından bombalaması, BRICS üyelerinin geliştirdiği ekonomik koridor ile rekabet etmek için atılan adımlardır.
Kaynaklar:
[1] WoodrowWilsonCenter. (2024, February 23). A Conversation on the Impact of the War in Gaza on Lebanon’s Economy with Raya El Hassan [Video]. YouTube. https://www.youtube.com/watch?v=Euca_jnYjqA
[2] Foreign Affairs. (2024, February 29). Aluf Benn: Netanyahu’s Israel | Foreign Affairs Interview [Video]. YouTube. https://www.youtube.com/watch?v=ZPDbHlpeE94
[CC1]Bunu yukarıya ekle
Comments